kunfeyekun forum

islami konular, islami forum, İslami Multimedia, bilişim teknolojisi, mizah,güncel konular, kunfeyekun islam arşivi, islami programlar
 
AnasayfaKun FeyekunSSSAramaGaleriKayıt OlRadyoGiriş yap
Similar topics
  • » Mürşit farz mıdır ?
  • » Namazın Farzı nedir?
  • » Haccın Farzı Üçtür...

  • bir mürşide bağlanmak farz mıdır?

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
    Yazar Mesaj
    denizfeneri
    Moderatör
    Moderatör



    Yaş: 51 Kayıt tarihi: 17/11/07 Mesaj Sayısı: 802 Nerden: Durum:

    Aktiflik:
    100/40  (100/40)
    Başarı Puanı:
    100/70  (100/70)
    Ceza Puanı:
    0/0  (0/0)
    MesajKonu: bir mürşide bağlanmak farz mıdır? Paz 30 Mart 2008 - 22:06

    Soru
    birileri geldi bana dediki rum suresi 31. ayetine göre Allaha ulaşmayı dilemek farzdır üzerimize dilemeyeninde cehenneme gidecegini söyledi bende bi araştırma yapayım dedim bakalım böle bişey var mı dedim sizce aslı nedir bide mürşidin de farz oldugunu söyledi allaha ulaşmayı dileyip ardından hacet namazı kılıp Allaha mürşidini sormalısın dedi bunun da ayetini verdi kehf suresi 17. ayeti Allah razı olsun
    29-Mart-2008 - 11:50:10
    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;


    Rum suresi, 31- Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşriklerden olmayın.



    "O'na yönelerek" "Hanifen" kelimesi gibi hal olarak oraya bağlıdır. "Tut, yönel" emrinin genel olarak herkese hitap olduğuna ve cemaatin gerekliliğine işaret olmak üzere burada çoğul sigası (kipi) getirilmiştir. Yani her biriniz Allah fıtratına o tevhide öyle sarılın ki, hepiniz tevbe ve ihlâs ile Allah'a dönüp yönelerek hem O'ndan korkun, namazı güzel kılın, ve müşriklerden olmayın. Amellerinizi yalnız Allah için yapın, açık veya gizli bir şirk karıştırmayın. KURAN'I KERİM TEFSİRİ (ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)



    Ayette Allah'a ulaşmayı dilemenin farz olduğuna dair bir ifade bulunmamaktadır. Bazı kimseler taassupla farklı hükümler verebilmektedir. Meseleyi doğru anlamak gerekir. Öncelikle Allah'a kavuşmayı, ulaşmayı istemek demek ölümü istemek demek değildir. Allah'a kavuşmayı istemek Allah'ın rızasına uygun yaşayarak olur. Allah'a kavuşmaktan maksat Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah'ın rızasını istemek de Müslüman olmanın bir gereğidir. Ayrıca bunun için farz demeye gerek de yoktur. Bir kimse Allah'ın rızasını kazanırsa cennette Allah'ı görmekle de şereflenecektir.



    Bir mürşide tabi olmak da farz değildir. Bunlar taasupla söylenmiş aşırıya kaçan ifadelerdir. Hacet namazı kılıp Allah'a mürşidini sormak diye bir durum söz konusu dahi olamaz.



    Peygamberimizin hayatı da bir rehber bir mürşiddir. Kuran bir mürşiddir. İlla insanlardan bir lider aramaya gerek yoktur.



    İnsanlardan bir rehber edinmek elbette faydalı olabilr. Ancak bunu insanlara dayatmak doğru değildir.



    Bir insan kendisine bu zamanda bir dini kanaat önderi bulmak istese hangi kriterleri baz almalıdır?



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör
    _________________
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    >MUayME<
    Vıp
    Vıp



    Yaş: Kayıt tarihi: 12/03/08 Mesaj Sayısı: 524 Nerden: ankara Durum: mahkum

    Aktiflik:
    0/0  (0/0)
    Başarı Puanı:
    0/0  (0/0)
    Ceza Puanı:
    0/0  (0/0)
    MesajKonu: Geri: bir mürşide bağlanmak farz mıdır? Perş. 10 Nis. 2008 - 15:22

    Bir insan kendisine bu zamanda bir dini kanaat önderi bulmak istese hangi kriterleri baz almalıdır?

    islami konuda lider bulmak zorunda değil

    liderimiz zaten belli peygamber efendimiz en güzel en doğru lider
    ve kur'an-ı kerim

    ''Peygamberimizin hayatı da bir rehber bir mürşiddir. Kuran bir mürşiddir. İlla insanlardan bir lider aramaya gerek yoktur.''

    cevaplar konun içinde saklı

    vee bu sözede katılıyorum
    ''İnsanlardan bir rehber edinmek elbette faydalı olabilr. Ancak bunu insanlara dayatmak doğru değildir.''

    selametle kardeşim ALLAH razı olsun
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    *NiSa*
    Vıp
    Vıp



    Yaş: Kayıt tarihi: 18/03/08 Mesaj Sayısı: 2024 Nerden: iLiM KeRVaNi Durum: iKRaFM

    Aktiflik:
    100000/100  (100000/100)
    Başarı Puanı:
    100/100  (100/100)
    Ceza Puanı:
    0/0  (0/0)
    MesajKonu: Geri: bir mürşide bağlanmak farz mıdır? Perş. 17 Nis. 2008 - 11:49

    ''İnsanlardan bir rehber edinmek elbette faydalı olabilr. Ancak bunu insanlara dayatmak doğru değildir.''

    Dayatmadan öte biyere bağlı olmak işe yarayabiliyo annemden biliyorum o sorumluluk çok şey kazandırdı ama tabi önce içinde olması gerekiyo içinde yoksa zaten dayatmada bi işe yaramıyo.
    Smile

    RABBİMİN SALİH AMELLİ KULLARINDAN OLURUZ İNŞALLAHÜ TEALA... gül idi gül idi
    _________________

    Lütfen Kurallara Uyalım!!!
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör http://www.ilimkervani.com
    bayindir




    Yaş: Kayıt tarihi: 09/04/10 Mesaj Sayısı: 1 Nerden: Durum:

    MesajKonu: Geri: bir mürşide bağlanmak farz mıdır? Cuma 9 Nis. 2010 - 1:34

    Alıntıdır:

    ZAMANIN SAHİBİNİ BULMA YOLUNDA

    Ey iman edenler! Allahtan korkun ve ona yaklaşıp vasıl olmak için vesile arayın…”(s. Maide 35)
    ayeti kerimesi ; “Kim ki zamanın sahibini bilmeden ölürse cahiliyet üzerine ölmüştür” hadisi şerifi ve “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” gibi bir çok nass ve delaleti nass mürşid-i kamile temessükün elzemliğinden bahsetmektedir. Ayette geçen vesileden muradı Fahreddini Razi Hazretleri tefsirinde “mürşidi kamil” olarak ifade etmiştir. Emr-i ilahi olan bu muazzam devlete müracat etmek akıllı bir müminin ilk yapacağı iştir. Yavuz Sultan Selim hazretlerinin de dediği gibi Cihana (dünyaya) sahip olmak kuru bir kavgadan ibaretmiş bir mürşidi kamile bent olmak(onun müridi olmak onun terbiyesi altında yetişerek nefsini tezkiye etmek ) her şeyden evla imiş.Bu mukayese ve bent olmak aklın tartıp anlayacağı bir şey değildir.Akıl ne kadar zorlarsa zorlasın müritlik mürşitlik rabıta tasavvuf vs. kavramların özünü tartamaz.Başka bir ifade ile maneviyat aklın bittiği yerde başlar.Bu ifadelerle kalbimizi tenevvür ederek gönlümüzü neş’elendirdikten sonra ibtida-i kelam yapalım;

    Yukarıdaki uyarılar hak olunca şer’i emirleri kusursuz bir şekilde yerine getiren her müminin yapmakla yükümlü olduğu husus zamanın sahibinin emrinde hareket ederek ona mürid olarak nefsini tezkiye etmektir. Fakat hikmet-i ilahidir ki; zamanın sahibi ve mürşidi kamil olan zatları bulmak herkese nasip olmamaktadır. Hatta bir kimseye nasip olmayınca demir ayakkabı giyerek ve Nuh a.s. kadar yaşayarak bu zatı bulmak için gayret sarfetse bile onu emeline ulaştıramaz. Fakat nasip derken tesadüfen bulunması ya da şansa bağlı olmak anlamında düşünülmemelidir. Bu kapıya adım atan her mürid bunu ya akıttığı göz yaşı ırmaklarına ya bir hayır duaya ya ecdadına ya da başka Rıza-i İlahiyi celb eden durumlara borçludur. Madem ki nasip işi o halde nasibim varsa zaten ulaşırım o zata diye kenarda oturmakta çok yanlış bir harekettir. Zira o uğurda gayret sarf etmek bile ne yüce bir saadettir. Asıl nasipsizlik hiç umursamadan bu zatları arama peşinde olmayan tembel ve cahillerdir.
    Her şeyin sahtesi olduğu gibi bu yüce zatları da taklit edip halkı kandıranların olduğu da unutulmamalı ve bu zatların alametlerini çok iyi bilerek hakikisi sahtesinden ayırt edilmelidir. Bu zatlar kimlerdir? Efradını câmî ağyarını mani şekilde nasıl izah edilmelidir?

    Zamanın sahibi aynı zamanda mürşid-i kamillerdir. Malum olduğu gibi Peygamberler hidayeti beşer ile vazifeli olup bu makam kesb ile yani gayretle elde edilen bir makam değildir.Hazreti Allahın tensibi ve takdiri ile ezelden muayyendir. Hatem-ül Enbiya olan Efendimiz s.a.v’den sonra yüzyıllar geçeceği ve bunun neticesinde de insanların dinden soğuyacakları göz önünde bulundurulduğu zaman insanları İslamiyet’e tekrar ısındırmak ve zayıflayan dini celili İslamı kıyamete kadar canlı tutacak müceddidler Peygamber varisleri zamanın sahipleri mürşidi kamiller geleceği haber verilmektedir. Bu makam da kesbi değil vehbidir.Yani bu makamlarda ezelden belirli olup çalışmakla gayretle binlerce kitap yazmakla gece gündüz ibadet etmekle zikirle ulaşılacak makam değildir.Mürşidi kamillerdeki ezelden muayyenlik evsafı kesbi sonucu velayet yolunda mesafe kat eden evliyaullah ile Mürşid-i kamilleri birbirinden ayırır.Yani mürşidi kamillik ezelden belirli olup kişinin kendi isteği ile ulaşacağı makam değilken evliyalık makamı ise kişinin kendi gayreti ile elde edeceği bir makamdır.

    Mesela İmam-ı Gazali hazretleri iman hakikatleri ile ilgili başta olmak üzere yüzlerce mevzuda harika eserleri olmasına rağmen unutulması mümkün olmayan gönül sultanlarımızın başında olmasına rağmen bütün ilimleri yutmasına rağmen tüm bunlar mürşid-i kamil olması için yeterli olmamış ve hiç bir zaman da böyle iddiada bulunmamıştır.Hiç bir zaman ben şu kadar kitap yazdım o halde ben müceddidim dememiştir. Hatta o müstesna zatları ve müntesiplerini övgü için velilik ve velayet sırları hakkında “el munkızu mineddalal” isimli eserinde şu izahatı yapmaktadır:
    “Zahiri ilimleri bırakıp çalışma ve gayretimi tasavvuf üzerine verdim.Yakinen anladım ki hak yolunda olanlar ancak tasavvuf erbabı olan sofilerdir.Onların iç alemleri (kalpleri ) yolları ve ahlakları en güzel şekildedir.Eğer akıl ilim ve hikmet sahipleri bir araya toplanıpda sofilerin tarikatini değiştirip ondan daha yüksek ve daha güzel bir yol bulalım diye birleşseler mümkün değil bulamazlar.” Hatta tasavvufa sonradan da olsa girmesi neticesinde geçmiş hayatı ile ilgili şu itirafları yapmıştır. “Anladım ki hakiki kurtuluş Rasülüllah’ın ruh ceryanına bağlanmaktan ibaretmiş.Gerisi (binlerce kitap yazmak vs.) hayal ve vehimden ibaret.”Aynı şekilde amelde mezhep İmamımız İmam-ı Azam hazretleri de mezhep kurmak kadar maddi ve ledünni ilme mazhar olmasına rağmen “(tasavvufa girdiğim) son iki senem de olmasaydı helak olmuştum” diyerek mürşid-i kamillik makamının müstesnalığını ifade etmişlerdir.

    Nasıl ki Peygamberler günah işlemekten masumdurlar bu zatlarda mahfuzdurlar.Bu zatlar o kadar geniş yetkilere sahiptirler ki hadisi şeriflerde de zikredildiği gibi yağmur onlar sebebi ile yağar yardım olunanlar onlar sebebi ile yardım olunur hatta yeryüzü onlar sayesinde ayakta durur.Yeryüzünün gerçek çivileridir harcının demirleridir en yüksek tepeleridir.Mektubat-ı Rabbanide de buyrulduğu gibi; Onların irşadının ve hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır. Yer küresinin ortasından ta arşa kadar herkese; rüşd hidayet iman ve marifet onların yoluyla gelir.
    Bu mübarek zatlar her devirde mutlaka bulunurlar.Sayıları bir iki en fazla 3 tür.Veliliğin en üst derecesindeki bu zatlara kutbul aktab gavsül azam ve kutbul üla denir.Bunların en büyüğü de kutb-ul aktabtır.İşte bu zat Peygamber efendimizin tam varisidir.Peygamberimizin tam varisive her biri tasavvuf müntesibi olan bu zatlar bölük bölük parça parça değil bir bütün halinde Hz Ebubekr r.a. dan itibaren kopmadan tasarrufu sona eren diğerine görevini devrederek bir silsile halinde aynı meşrebten ve aynı menbağdan feyizlenerek aynı doğrultuda aynı metodlarla görevlerini devam ettirmişlerdir.İşte bu tasarruf sahibi zatlara silsile-i sadat (seyyidler zinciri) denmektedir.Kendi aralarında derece olan bu zatların en alt derecesindeki makamda olan birisiyle bu silsileden olmayan en büyük evliyanın arasında bile mukayese edilemeyecek kadar fark olduğu büyüklerimizden haber verilmektedir.Bulundukları zaman içerisinde tasarruf sahibi olan bu mürşidi kamiller silsilei sadatın bu müstesna şahsiyetleri tam varis olmaları hasebiyle zamanlarının sahibidirler.

    Tasavvuf hakkında bilgisi olmasına rağmen o balı anlatmasına rağmen tatmamış hem hal olmamış bir mürşidi kamil olarak etrafına feyiz ve nur dağıtma yetkisi kendisine verilmemiş ya da tasavvuf ehli olsa da sadece bir mürid olarak bu müessesede yer almışbu silsilei saadatın devamı şeklinde olarak kendisinden önceki mürşid-i kamilden emaneti teslim almamış zamanında yapmış olduğu hatalara her ne kadar tövbe etse de “o mürşidi kamiller ki günah işlemekten mahfuzdurlar” kaidesine uymayan bir evliyaya; gösterdiği birkaç keramet ve yazdığı etkileyici kitaplardan esinlenerek; “-bu kadar muhteşem bir zat ancak zamanın sahibidir.” diye sadece aklı kullanarak yorum yapmak o zata olan bir saygısızlık ve aynı zamanda akılla anlaşılamayacak olan tasavvuf müessesine zamanın gerçek sahibine hakiki mürşide kendisine bu asrın veraset-i tammesi verilmiş zata karşı olan bir nasipsizliktir.Çünkü ilim erbabı bir zat bilir ki; denizde yürümek hava da uçmak kılık değiştirmek binlerce kitabı kısa zamanda ezberlemek zamanındaki alimlerin hepsini mağlup etmek gibi kerameti evliyalar bu manevi yolda çok basit ve oyuncak mesabesindeki hallerdir.İmam-ı Rabbani Hazretlerinin de mektubatta ifade ettiği gibi bu kerametlere kendisini kaptırmak tıfılların işidir.Asıl keramet müminlerin kalbine nuru ilahiyi tutuşturabilmek ve akıtabilmektir.

    O halde; zamanın sahibine kavuşma yolunda olan bir mümin her zaman bu nimete mazhar olabilmek için bol bol dua ve iltica etmeli ve Cenab-ı Allaha yalvarmalıdır. Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri bir sohbetinde dinleyenlerine şöyle der;

    “Salih zatların peşine takıl.Kimin Salih kimin münafık olduğunu bilemediğin için gece kalk; iki rekat namaz kıl ve ardından şöyle dua et:
    - Ya Rabbi! Bana Salih kullarını göster.Beni sana getirecek klavuzu göster.Gözümü sana yakınlık nuru ile nurlandırarak mükemmelleştir.Bana başkalarının gördüklerini anlatan değil bizzat gördüklerini haber verecek bir klavuzu bildir.” Bu tür halis muhlis bir niyetle zamanın sahibi zata bağlanıyorum niyetiyle başka birisine intisap etse bile bir kişi zamanının sahibinden feyz alacağını İmam-ı Rabbani hz’leri Mektubatında haber vermektedir.Yeter ki tasarruf sahibi zat incitilmesin.Beyazid-i Bestami hazretlerinin de söylediği gibi “Hakikat yolu aramakla bulunmaz ama bulanlarda arayanlardır” sözünü de unutmayarak bu aşkından şevkinden hiçbir zaman sapmamalıdır.Ne mutlu tasarruf sahibi zatı bulup o devletten istifade edenlere müjdeler olsun Peygamberimizin sünnetinden zerre miktarı sapmadan İslamı yaşayabilenlere....
    Yukarıdaki uyarılar hak olunca şer’i emirleri kusursuz bir şekilde yerine getiren her müminin yapmakla yükümlü olduğu husus zamanın sahibinin emrinde hareket ederek ona mürid olarak nefsini tezkiye etmektir. Fakat hikmet-i ilahidir ki; zamanın sahibi ve mürşidi kamil olan zatları bulmak herkese nasip olmamaktadır. Hatta bir kimseye nasip olmayınca demir ayakkabı giyerek ve Nuh a.s. kadar yaşayarak bu zatı bulmak için gayret sarfetse bile onu emeline ulaştıramaz. Fakat nasip derken tesadüfen bulunması ya da şansa bağlı olmak anlamında düşünülmemelidir. Bu kapıya adım atan her mürid bunu ya akıttığı göz yaşı ırmaklarına ya bir hayır duaya ya ecdadına ya da başka Rıza-i İlahiyi celb eden durumlara borçludur. Madem ki nasip işi o halde nasibim varsa zaten ulaşırım o zata diye kenarda oturmakta çok yanlış bir harekettir. Zira o uğurda gayret sarf etmek bile ne yüce bir saadettir. Asıl nasipsizlik hiç umursamadan bu zatları arama peşinde olmayan tembel ve cahillerdir.
    Her şeyin sahtesi olduğu gibi bu yüce zatları da taklit edip halkı kandıranların olduğu da unutulmamalı ve bu zatların alametlerini çok iyi bilerek hakikisi sahtesinden ayırt edilmelidir. Bu zatlar kimlerdir? Efradını câmî ağyarını mani şekilde nasıl izah edilmelidir?

    Zamanın sahibi aynı zamanda mürşid-i kamillerdir. Malum olduğu gibi Peygamberler hidayeti beşer ile vazifeli olup bu makam kesb ile yani gayretle elde edilen bir makam değildir.Hazreti Allahın tensibi ve takdiri ile ezelden muayyendir. Hatem-ül Enbiya olan Efendimiz s.a.v’den sonra yüzyıllar geçeceği ve bunun neticesinde de insanların dinden soğuyacakları göz önünde bulundurulduğu zaman insanları İslamiyet’e tekrar ısındırmak ve zayıflayan dini celili İslamı kıyamete kadar canlı tutacak müceddidler Peygamber varisleri zamanın sahipleri mürşidi kamiller geleceği haber verilmektedir. Bu makam da kesbi değil vehbidir.Yani bu makamlarda ezelden belirli olup çalışmakla gayretle binlerce kitap yazmakla gece gündüz ibadet etmekle zikirle ulaşılacak makam değildir.Mürşidi kamillerdeki ezelden muayyenlik evsafı kesbi sonucu velayet yolunda mesafe kat eden evliyaullah ile Mürşid-i kamilleri birbirinden ayırır.Yani mürşidi kamillik ezelden belirli olup kişinin kendi isteği ile ulaşacağı makam değilken evliyalık makamı ise kişinin kendi gayreti ile elde edeceği bir makamdır.

    Mesela İmam-ı Gazali hazretleri iman hakikatleri ile ilgili başta olmak üzere yüzlerce mevzuda harika eserleri olmasına rağmen unutulması mümkün olmayan gönül sultanlarımızın başında olmasına rağmen bütün ilimleri yutmasına rağmen tüm bunlar mürşid-i kamil olması için yeterli olmamış ve hiç bir zaman da böyle iddiada bulunmamıştır.Hiç bir zaman ben şu kadar kitap yazdım o halde ben müceddidim dememiştir. Hatta o müstesna zatları ve müntesiplerini övgü için velilik ve velayet sırları hakkında İmamı Gazali (r.a.)Hazretleri “el munkızu mineddalal” isimli eserinde şu izahatı yapmaktadır:
    “Zahiri ilimleri bırakıp çalışma ve gayretimi tasavvuf üzerine verdim.Yakinen anladım ki hak yolunda olanlar ancak tasavvuf erbabı olan sofilerdir.Onların iç alemleri (kalpleri ) yolları ve ahlakları en güzel şekildedir.Eğer akıl ilim ve hikmet sahipleri bir araya toplanıpda sofilerin tarikatini değiştirip ondan daha yüksek ve daha güzel bir yol bulalım diye birleşseler mümkün değil bulamazlar.” Hatta tasavvufa sonradan da olsa girmesi neticesinde geçmiş hayatı ile ilgili şu itirafları yapmıştır. “Anladım ki hakiki kurtuluş Rasülüllah’ın ruh ceryanına bağlanmaktan ibaretmiş.Gerisi (binlerce kitap yazmak vs.) hayal ve vehimden ibaret.”Aynı şekilde amelde mezhep İmamımız İmam-ı Azam hazretleri de mezhep kurmak kadar maddi ve ledünni ilme mazhar olmasına rağmen “(tasavvufa girdiğim) son iki senem de olmasaydı helak olmuştum” diyerek mürşid-i kamillik makamının müstesnalığını ifade etmişlerdir.

    Nasıl ki Peygamberler günah işlemekten masumdurlar bu zatlarda mahfuzdurlar.Bu zatlar o kadar geniş yetkilere sahiptirler ki hadisi şeriflerde de zikredildiği gibi yağmur onlar sebebi ile yağar yardım olunanlar onlar sebebi ile yardım olunur hatta yeryüzü onlar sayesinde ayakta durur.Yeryüzünün gerçek çivileridir harcının demirleridir en yüksek tepeleridir.Mektubat-ı Rabbanide de buyrulduğu gibi; Onların irşadının ve hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır. Yer küresinin ortasından ta arşa kadar herkese; rüşd hidayet iman ve marifet onların yoluyla gelir.
    Bu mübarek zatlar her devirde mutlaka bulunurlar.Sayıları bir iki en fazla 3 tür.Veliliğin en üst derecesindeki bu zatlara kutbul aktab gavsül azam ve kutbul üla denir.Bunların en büyüğü de kutb-ul aktabtır.İşte bu zat Peygamber efendimizin tam varisidir.Peygamberimizin tam varisive her biri tasavvuf müntesibi olan bu zatlar bölük bölük parça parça değil bir bütün halinde Hz Ebubekr r.a. dan itibaren kopmadan tasarrufu sona eren diğerine görevini devrederek bir silsile halinde aynı meşrebten ve aynı menbağdan feyizlenerek aynı doğrultuda aynı metodlarla görevlerini devam ettirmişlerdir.İşte bu tasarruf sahibi zatlara silsile-i sadat (seyyidler zinciri) denmektedir.Kendi aralarında derece olan bu zatların en alt derecesindeki makamda olan birisiyle bu silsileden olmayan en büyük evliyanın arasında bile mukayese edilemeyecek kadar fark olduğu büyüklerimizden haber verilmektedir.Bulundukları zaman içerisinde tasarruf sahibi olan bu mürşidi kamiller silsilei sadatın bu müstesna şahsiyetleri tam varis olmaları hasebiyle zamanlarının sahibidirler.

    Tasavvuf hakkında bilgisi olmasına rağmen o balı anlatmasına rağmen tatmamış hem hal olmamış bir mürşidi kamil olarak etrafına feyiz ve nur dağıtma yetkisi kendisine verilmemiş ya da tasavvuf ehli olsa da sadece bir mürid olarak bu müessesede yer almışbu silsilei saadatın devamı şeklinde olarak kendisinden önceki mürşid-i kamilden emaneti teslim almamış zamanında yapmış olduğu hatalara her ne kadar tövbe etse de “o mürşidi kamiller ki günah işlemekten mahfuzdurlar” kaidesine uymayan bir evliyaya; gösterdiği birkaç keramet ve yazdığı etkileyici kitaplardan esinlenerek; “-bu kadar muhteşem bir zat ancak zamanın sahibidir.” diye sadece aklı kullanarak yorum yapmak o zata olan bir saygısızlık ve aynı zamanda akılla anlaşılamayacak olan tasavvuf müessesine zamanın gerçek sahibine hakiki mürşide kendisine bu asrın veraset-i tammesi verilmiş zata karşı olan bir nasipsizliktir.Çünkü ilim erbabı bir zat bilir ki; denizde yürümek hava da uçmak kılık değiştirmek binlerce kitabı kısa zamanda ezberlemek zamanındaki alimlerin hepsini mağlup etmek gibi kerameti evliyalar bu manevi yolda çok basit ve oyuncak mesabesindeki hallerdir.İmam-ı Rabbani Hazretlerinin de mektubatta ifade ettiği gibi bu kerametlere kendisini kaptırmak tıfılların işidir.Asıl keramet müminlerin kalbine nuru ilahiyi tutuşturabilmek ve akıtabilmektir.

    O halde; zamanın sahibine kavuşma yolunda olan bir mümin her zaman bu nimete mazhar olabilmek için bol bol dua ve iltica etmeli ve Cenab-ı Allaha yalvarmalıdır. Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri bir sohbetinde dinleyenlerine şöyle der;

    “Salih zatların peşine takıl.Kimin Salih kimin münafık olduğunu bilemediğin için gece kalk; iki rekat namaz kıl ve ardından şöyle dua et:
    - Ya Rabbi! Bana Salih kullarını göster.Beni sana getirecek klavuzu göster.Gözümü sana yakınlık nuru ile nurlandırarak mükemmelleştir.Bana başkalarının gördüklerini anlatan değil bizzat gördüklerini haber verecek bir klavuzu bildir.” Bu tür halis muhlis bir niyetle zamanın sahibi zata bağlanıyorum niyetiyle başka birisine intisap etse bile bir kişi zamanının sahibinden feyz alacağını İmam-ı Rabbani hz’leri Mektubatında haber vermektedir.Yeter ki tasarruf sahibi zat incitilmesin.Beyazid-i Bestami hazretlerinin de söylediği gibi “Hakikat yolu aramakla bulunmaz ama bulanlarda arayanlardır” sözünü de unutmayarak bu aşkından şevkinden hiçbir zaman sapmamalıdır.Ne mutlu tasarruf sahibi zatı bulup o devletten istifade edenlere müjdeler olsun Peygamberimizin sünnetinden zerre miktarı sapmadan İslamı yaşayabilenlere....
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    sahasan




    Yaş: Kayıt tarihi: 01/07/07 Mesaj Sayısı: 1008 Nerden: Industry Engineering Durum: Zülfad-'l

    Aktiflik:
    50/100  (50/100)
    Başarı Puanı:
    15/100  (15/100)
    Ceza Puanı:
    0/0  (0/0)

    MesajKonu: Geri: bir mürşide bağlanmak farz mıdır? Salı 13 Nis. 2010 - 23:19

    selamun aleyküm ,
    Hoşgeldiniz bayindir kardeşim yeni adresimiz www.kunfeyekun.org eğer foruma katılmak istiyorsanız oraya bekleriz.
    _________________


    Bu Forum www.kunfeyekun.org adresine Taşınmıştır.
    Bu Nedenle Artık Buraya Üye Olunamayacaktır.
    /Bilginize
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör

    bir mürşide bağlanmak farz mıdır?

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
    1 sayfadaki 1 sayfası

    Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    kunfeyekun forum :: ๑۩۩๑ İstediğiniz Konular ๑۩۩๑ :: Soru - Cevap -